Skip to content

Narrow screen resolution Wide screen resolution Increase font size Decrease font size Default font size default color green color orange color
Anasayfa arrow Yazarlarımız arrow Yalçın Pekok arrow ANAYASA MAHKEMESİ BİZİM NEYİMİZ OLUR?
ANAYASA MAHKEMESİ BİZİM NEYİMİZ OLUR? PDF Yazdır E-posta
      
  Henüz nereden yönetildiğini bir türlü kestiremediğim ülkemde anayasa mahkemesi beni yine şaşırtmayan kararına imzasını attı. Malüm, tesettürle ilgili son kararı. Bu kararıyla ilgili bir çok yorum yazılıyor çiziliyor. Söylenecek elbette çok şey var. Ama benim asıl değinmek istediğim konu, bir müddet beklenti ve ümit içerisine giripte şuan hayal kırıklığı yaşayan Müslüman kardeşlerim.

Şaşkınlığımı lütfen bağışlayın ama,
Yoksa gerçekten siz, dininizi özgürce yaşama hakkını anayasa mahkemesinden mi bekliyordunuz?
Size islamı rahatça yaşayabilme imkânını gerçekten sunacağını düşündünüz mü anayasa mahkemesinin?

Ana yasa mahkemesi bizim neyimiz olur?
Bu zamana kadar ne zaman bizim mahkememiz oldu da, şimdi biz bir beklenti içerisine giriyoruz?
Hayır!
Cumhuriyetin kuruluş dönemlerini hatırlayın. Halkın sindirilmesi, haya ve iman elbiselerinden sıyrılması için yapılan entrikaları ve kurulan kurumları hatırlayın!

İstiklal mahkemelerinin birer uzantısı olan mahkemeler ve kurumsal istiklal mahkemesi olan anayasa mahkemesinden İslam dinine özgürlük beklediğinizi Sütçü İmam, İskilipli Atıf Hoca ve bu mahkemelerce şehit edilen onlarca alim duysa size ne derdi?

Türklerin islamı ilk kabul ettikleri dönemleri hatırlayın. İslamı seçmeleriyle bir anda Gök Tengri yerine Allah’ı, Tanrının yeryüzündeki temsilcisi olan ulu Kaan yerinede kutsal devleti veya devlet başkanını koyuvermişlerdi. Bu kadar dirençsiz ve kolay olmuştu. Ama bu tür değişimler her zaman böyle kolay olmaz. Hele hele İslami özğürlüğü, kuruluş amacı ve fonksiyonu en başından beri belirli olan bir kurum tarafından yapılmasını beklemek hiç mantıklı olmaz.

Anayasa Mahkemesi hiçbir zaman bizim bişeyimiz olmadı. Bundan sonrada olmayacak. Bu yüzden üzülmenin veya hayal kırıklığı yaşamanın hiçbir anlamı yok. Bizim anayasamız ve ana yasamızın mahkemesi bellidir. Bizler anayasamıza (Kurana) bağlı kaldığımız müddetçe o mahkemede karlı olacağız. Aksi takdirde dünyada bizi yok sayan bir anayasa mahkemesinin kararı beni üzecek kadar bile önem taşımamaktadır. Fakat yaşadığımız bu olay bana bir ayetin tefsirini yapıyor adeta.

Nebe suresi 23. ayetinde “Onlar orada (Cehennemde) ebediyyen kalacaklardır." Ayetinde geçen “Ahkabe” kelimesi Alimlerden bize ulaşan rivayetlere göre başlangıcı ve sonu belli olan 100 veya 1000 yıllık bir zaman dilimidir. Cehennem halkı bu zaman dilimi dolunca ordan kurtulma ümidiyle cehennemin kapılarına koşacak fakat kapılar açıkken bir anda kapatılacak ve siz burada bir ahkab (100 veya 1000 yıl) daha kalacaksınız denilecektir. Bu şekilde ebediyete kadar süren bir ateş ve psikolojik azap. Sanki dünyada, dini diledikleri zaman kısıp diledikleri zaman genişletme haklarını kendilerinde gören, iman edenlere bir ümit bir hayal kırıklığı yaşatan müstekbir kesimin amellerine karşılık bir azab gibi duruyor.

Rabbimiz bizi o azaptan korusun. Bizleri yılgınlıklardan, ümitsizlikten ve mücadeleyi terk etmekten sakındırsın. O mahşer gününün dehşetinde dünyada büyüklük taslayanların şiddetli azabından bizleri muhafaza etsin ve bizi o gün, bize zulmedenlerle yüzleştirsin. Bu yüzleşmede de yüzümüz kızaranlardan değil, yüzü aydın olanlardan eylesin.
Anayasanıza (Kur'an a) sahip çıkın. Yoksa mahkemenin kurulduğunda o size sahip çıkmayacaktır !!
  
Kaynak:www.kudusyolu.com
 
Sonraki >

Medine_3.jpg
 

Medine_5.jpg
 

Mescid-i_Aksa1.jpg
 

Medine_2.jpg
 

Medine_4.jpg
www.kurankursumezunlari.com

Ay'ın Son Hali

         

Sabiha Ateş ALPAT

 
Muvvahhid Olmak!
 
 

Ahmet TAŞGETİREN

 
Iskarta sanatçılar...
 
 

Ahmet KALKAN

 
Kimlere "La" demek zorundayız?
 
 

Ramazan KAYAN

 
DİRENEBİLMEK
 
 

Mükerrem BULUT

 
Sahte Ağaç Hakiki Meyve Vermez
 
 

Önemli Linkler









Top

Günün Ayeti

İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece "İman ettik" demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? (Ankebut 2)